Kanser Nasıl Bir Hastalıktır

Ana Sayfa » Genel » Kanser Nasıl Bir Hastalıktır
Paylaş
Tarih : 19 Nisan 2016 - 15:27

YENİKanserin Tedavisi Var mı?

Kanser Nasıl Bir Hastalıktır?

Kanser İlacı Bulundu da  Açıklanmıyor mu?

Kanser Tedavisi Neden Bu kadar Zor?

Kanser Nasıl Tedavi Edilebilir?

Kanser de Alternatif Yöntemler Var mıdır?

 

            Bunlara benzer bir çok soru var. Bir çoğunda cevabı ya verilmiyor ya da cevabı tatmin edici olmuyor. Dünyanın dört bir yanından sürekli yeni bir şeyler bulundu, araştırılıyor gibi haberler hiç eksik olmuyor, ne var ki hala elle tutulabilecek bir gelişme olmadı. Bazı çevrelerin kanser tedavisinde çok ilerledik demesine rağmen bu hastalıktan kurtulanların sayısı bu söylemi desteklemiyor. Tedavi edilebilir kanser türleri ve evreleri olabilir, ancak bu tip iyileşme örnekleri temelde var olan kanser hastalığının tamamen iyileştirilebileceği anlamına gelmiyor. Eğer kanser tedavi edilebiliyor ise türü ve evresi ne olursa olsun kullanılan ilaçlar etkili olabilirdi. Peki sorun neyden kaynaklanıyor un cevabı ise, henüz netlik kazanmamış durumda. Bu hastalığın teşhisinden tedavisine tam bir kaotik süreç var. Yanlış ve geç yapılan ve/veya yapılamayan teşhisler, cerrahi tedavi, ağır ve gereksiz yapılan kemoterapi süreçleri, farklı ilaç denemeleri, bir dizi yanlış alternatif arayışlar, bu süreci ticarileştiren çevreler, sahte ilaç satan şarlatanlar, hokkabazlar vs .. maalesef saymakla bitmiyor.

Peki bu hastalar böyle kaotik bir süreçte nasıl sonuç veren bir tedavi bulabilirler. ‘’Cancer’’ Türkçedeki karşılığı olan kanserin, temelde nasıl bir hastalık olduğunun anlaşılması gerekir. Eğer düşman bu ise ve onunla savaşacaksak düşmanımızı iyi tanımamız gerekmektedir. Bu mücadelenin süreci savaş ise bu savaşı akıllı, güçlü ve stratejik olan kazanır. Kanser ile savaşın kazanılabileceğine inananlardanım. Ancak bunun mümkün olmasına rağmen kolay bir mücadele olmadığını da bilenlerdenim, Çünkü tedavinin en önemli kısmı kişiye özel tedavi uygulama şeklidir. Bu Kişiye özel tedaviler endüstriyel ilaç pazarına engel teşkil edebileceğinden işin bu yönü pek anlatılmamaktadır.

Standart bir tedavi ile tüm kanser hastalarının iyileştirilebilmesi maalesef mümkün değildir. Böyle bir ilaç halen mevcut değil ve muhtemelen yakın gelecekte de olmayacak gibi görünüyor. Ancak organ yada hücre tipine uygun ilaç bulunabilir. Çünkü tek bir tedavi ile bu mücadele doğru ilaç bulunsa dahi kazanılamaz. Bu hastalığın özellikleri, zayıf yönleri, güçlü yönleri, hareket biçimi gibi birçok yönleri anlaşılmadığı sürece çözümü çok zor. Mikrobik bir hastalık olmamasına rağmen bulunduğu bedende bir mikrop gibi üreyebiliyor, bulunduğu organdan başka bir organımıza ya da dokuya geçebiliyor, hatta insan bedeninde o kadar çok noktaya erişebiliyor ki insan yaşamını erken sonlandırmamış olsa her santimetrekareye yerleşebilir. Üstelik bu yayılım sonucunda orijinal yapısının dışına çıkarak farklı hücre tipleri de oluşturabiliyor. Her organ ve dokunun hücre yapısı farklı olduğundan bu farklılığa ayak uyduruyor, eğer bir beden de 3 ayrı yerde bu bulaşma var ise hangi ilaç ile 3 ayrı noktada başarı sağlanabilir. İlk üremeye başladığı organda durdurulamayan bu hastalık birkaç organa sıçrama yaptığında nasıl durdurulabilir ya da yok edilebilir.

 İnsan bedenin de hastalıkları teşhis etme, algılama ve tedavi etme özelliği vardır. Ta ki ileri yaşlarda hücre yapısı gücünü kaybedene kadar, o halde en akılcı çözümlerden biride hastalığın üzerine gitmek yerine bunu çözebilme gücü olan metabolizma üzerine gitmek olmalıdır.

İnsan bedeninin öyle yetenekleri vardır ki, örneğin; herhangi bir organ’da bir iltihap veya kanser başlangıcı olduğunda immün sistemi bunu çok çabuk algılar ve o bölgeye savaşçı hücrelerini yollar bunu genelleştirirsek insan bedeni, kendisini sağlığını bozan çevresel faktör ve maddelere karşı savunmak durumundadır. Bu fonksiyonunu ayakta ve diri tutmak için başta bağışıklık sistemi olmak üzere vücudun tüm hücrelerinin sağlıklı, yani hücre içi metabolizma için gerekli olan sıvı ve maddeleri içermesi gerekir. Bu maddelerden bir veya birkaçının eksikliği ( vitaminler,mineraller,proteinler, yağlar, karbonhidratlar, antioksidanlar vs..) hücrelerin savunma gücünü azaltır hatta bazen tedavi adına vücuda giren maddelerle(radyasyon, kemoterapi) yok olur. Kanser tedavisi şimdiye kadar edinilen deneyimlere göre çok yönlü bir tedavidir ve bu bir bütündür. İşte kişiye özel tedavi olmasının önemi burada yatıyor, bu açılardan bakıldığında fitoterapi, hormon tedavisi, psikoterapi ve benzeri. Uygulamalar aslında kanseri tedavi etmeye yönelik değil. Bizzat kanseri tedavi edecek olan insan metabolizmasına yöneliktir, bugün itibarı ile gelinen noktada sonuç; Kanseri en iyi yine oluştuğu beden tedavi eder, biz o bedeni güçlendirelim olmuştur.

Tedavide esas olan ısrarla bir seçenek üzerinde durmak değil, tüm işe yarayacak dinamikleri bütün olarak harekete geçirmek olmalıdır. İnsan metabolizmasını bir kenara bırakarak bir hastalığın tedavisi düşünülemez, kısa vadede olmasa da uzun vadede sonuçlar vermez. Şöyle düşünelim grip olduğunuzda olabildiğince ilaç almayın, bırakın bedeniniz bu hastalığı iyileştirsin denir. Bu hastalığı bedenimiz iyileştirirse tedavide kalıcı bir başarı beklenir, birçok sağlık sorununun çözümünde bedenimizin iyileştirici etkisine ihtiyaç duyuyoruz fakat konu kanser olunca neden bu gerçekler konuşulmuyor. Bütün doğru bilgiler ve sonuçlar bir havuzda toplanıp oradan en gerçekçi yaklaşımlar ortaya çıkarılabilseydi bu hastalığın çözümüne büyük ölçüde yaklaşılabilirdi. Kanser tedavisi gerçekte kompleks bir tedavidir. Bir Hastayı masaya yada sandalyeye yatırarak koluna bir ilaç enjekte etmek ile çözülebilseydi çağın vebası denmezdi. Artık günümüzde immünoterapi konuşulmaya başlandı, nihayet doğru kelime gün ışığına çıktı. Yeni keşfedilmedi ancak son 50 yılda yapılan uygulamalar artık insanlara ikna edici gelmediğinden önemi daha da anlaşıldı.

İmmünoterapi yani bağışıklık sisteminin kanser tedavisinde çok önemli olduğu söyleniyor, bir de bu kelimenin altını doldurabilseler ve nasıl başarılabileceğini anlatsalar, çok daha faydalı olacaktır. Bağışıklık sistemi nedir, nasıl oluşur, nasıl ve neden güçlendirilir, nereye kadar güçlendirilir bunları duyamıyoruz. Onlarında bildiğinden emin değilim, ortaya bir doğru atıldı ancak bu doğruyu hedefine taşıyacak yöntem nedir.  Karaciğer ne yapması gerektiğini ve ne kadar ne üretmesi ya da alması gerektiğini bildiğinden kendi programını uygular. Karaciğerin kendince otonom işleyen muazzam kabiliyetinin farkında değiliz. Diğer büyük yanılgı ise bağışıklık sistemi deyince hemen aklımıza karaciğeri getirmek oluyor ve hemen karaciğere faydalı ne var, ne yok yemeye başlıyoruz. Oysa karaciğerin organsal ve dokusal yapısının başka bir şey olduğunu ve işleyiş sebebinin başka bir şey olduğunu bilmiyoruz. İmmünoterapi yani bağışıklık sistemi, karaciğerden önce sindirim kanalı yani bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinin en önemli durağı özellikle kalın ve ince bağırsaklardır ve buna sindirim işlemi ile yardım ederler. Burada bütün mesele doğru dominoyu yakalamaktır, doğru dominoyu yakalar ve yıkarsanız tedaviye ve sonuca doğru gidebilirsiniz, yanlış dominonun akıbeti ise bir felakete sebebiyet verir. Bağışıklık sisteminin bağırsaktan sonraki elemanları ise, lenf damarları, lenf düğümleri, kemik iliği, dalak, appendiks, bademcikler ve geniz etidir.

Tükettiğimiz gıdalarda bulunan antioksidanlar, vitaminler ve mineraller mide asidinde kısmen parçalanıp ince bağırsaklara aktarılır, yaklaşık altı metre uzunluğunda olan ince bağırsaklar,safra ve pankreas salgıları ve mide asidi bulaşmış bu gıdaları yapısında bulundurduğu iyi huylu bakteriler ile fermente eder, yani çürütme ve ayrıştırma işlemine tabi tutar bu çürütme işlemi antioksidanları, vitaminleri ve mineralleri ayrıştırarak emilebilir hale getirir.

 İnce bağırsak mukozasında bulunan ince tüycüklerde ihtiyaç duyduğumuz bu maddeleri emer ve bedene kazandırır. Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine giden en önemli aşama böyle başlar.

 Fakat esas mesele şudur; acaba bu insanın bağırsak içi florası uygunmudur, yeterli sayıda faydalı(saprofit)bakteri üretebiliyormu, vitamin ve mineralleri emecek olan yapısı yerinde mi, maalesef bu sorunun cevabı kimsenin hoşuna giden cinsten değil.  Üst üste kullanılan antibiyotikler, ağrı kesiciler ve farklı ilaç tüketiminiz de var ise hele birde beslenmeniz akılcı değilse, sizin ince bağırsaklarınız gıdalardaki antioksidanları, vitaminleri ve mineralleri bedeninize eksik kazandırır. Çünkü emici rolü oynayan o ince tüycükler tahrip olmuş veya fonksiyonları azalmıştır. Antibiyotik verilirken neden vitamin ilaçlar ve probiyotikde verildiğini buradan anlamamız gerekmektedir.

Bağışıklık sisteminin inşasında daha ilk raundu kaybettik, etrafımızda bu tür ilaçları hiç kullanmamış kaç kişiye rastlayabiliriz, sadece kanser değil bir çok hastalığın altyapısı maalesef böyle oluşmaktadır. Benim kanaatime göre önemli ölçüde başarılı olabilmenin yolu hastaların bireysel olarak araştırmalarının yapılması cinsiyet, yaş, kilo ve hastalığın bulunduğu organ göz önüne alınarak bir tedavi protokolü oluşturulmalıdır ve bu protokol;

. Beslenme programı

.Hormon destek programı

.Psikoterapi

.Fitoterapi

.Metabolik Hastalıklar (Diyabet, Çölyak vs..)

.Detox programı

Ekseninde düşünülmelidir. Kompleks tedaviden ve immünoterapiden bu şekilde bahsedilebilir.

 

 Beslenme Programı: Özellikle kanser tedavisinde beslenme programıyla başlanmalıdır. Tedavi olacak hastanın günlük gıda tüketimi çizelgesi mutlak uzmanlar tarafından hazırlanmalıdır. Bağırsak içi florası, probiyotiklerden zengin gıdalar ile desteklenmeli, tedavi sürecinde ihtiyaç duyulan beden direnci ve bağışıklık sistemi bu sayede desteklenmelidir.

Kısacası, şunu söyleyebiliriz; bir kanser hastasına yoğurt, kefir, sirke, turşu yedirmek kim ne derse desin büyük bir iyiliktir. Laktik asit açısından zengin olan bu gıdalar bağırsak içi florasını ve iyi huylu bakteri sayısını desteklerler. Gün içersinde tüketilecek olan sarı, turuncu, kırmızı renkli meyveler antioksidan eksikliğinin giderilmesinde önemli rol oynar. Bol yeşillikli salatalar, zeytinyağı, soğan, sarımsak, fındık, fıstık, hurma, badem, kayısı, yaban mersini, ay çekirdeği, kabak çekirdeği, keten tohumu bütün bu zenginlikleri planlı bir program ile hastaların günlük gıda tüketimine uygularsanız, tedavinin ilk ayağını oluşturursunuz.

Hormon Destek Tedavisi: Sadece tedavinin değil, aslında yaşamın temel aktörü hormonlarımız. Günlük hayatta verdiğimiz kararlardan hastalanacağımıza ya da iyileşeceğimize karar veren yine hormonlarımız. Üzüntülerimizi, sevincimizi, hırsımızı, nefretimizi, inancımızı inşa eden hormonlar. Doğmamızı, büyümemizi, ölmemizi inşa eden hormonlar. Böyle anlatmaya devam edersek neymiş bu hormonlar diye düşünüyor olabilirsiniz. Ancak düşündüğünüzün de ötesidir hormonlar. Son yıllarda kanser tedavisinde hormonların gücü de keşfedildi. Hatta birçok çalışmada umut vadeden gelişmeler de izlendi. Fakat tek başına tedavide yeterli görünmüyor ve görünemez de, çünkü kanser tedavisi çok yönlü ve her yönü doğru uygulanması gereken bir tedavi protokolüdür. Hormon tedavisi bu protokolün bir parçası olduğunda işe yarıyor.

İnsan bedeninde bulunan tüm organların birer can taşıdığını düşünün. Ancak hormonal organlar bu açıdan baktığımızda iki can taşımaktadır.

Hormonal organlarımız troid, meme, pankreas ve prostat dır. Bu organların kanserlerinin tedavisi esnasında ikinci canları olan hormon üretme kapasiteleri bloke edilir. Bu sayede hormonal organ hormon üretimini durduracağından harici tedaviye daha iyi yanıt verebilir diye düşünülür. Henüz pankreas için böyle bir uygulama yapılmıyor ama insan bedenine diyabet hastası olmamasına rağmen insülin enjekte edilebiliyor.

Bu sayede pankreas, kan glikozunu dengelemek için insülin üretmek zorunda kalmıyor. Buradan anlaşılacağı üzere pankreas kanseri tedavisinde kan glukozununun pankreasa ihtiyaç duymadan dengelenmesi önemli ise bu noktada işe yarayan bitkiler ve benzeri droglardan da istifade edilebilir. En azından daha kolay bir yöntem olarak duruyor. Meme kanserlerinin tedavisinde de aynı yöntemler uygulanmakta. Tedavi süresince östrojen hormonu baskılanmaktadır. Dişilik hormonu olarak da bilinen östrojen bir bayanın menopoz süreci dahil hayatındaki en önemli işlevsel hormonudur. Östrojen baskılandığı sürece meme basit organ konumuna düşer ve süt bezleri dahil işlevselliğini durdurur. Bu sayede kemoterapi, radyoterapi uygulamalarının daha iyi sonuç vereceği düşünülür.

Prostat: Prostat kanseri tedavisinde de, hormon destek tedavisi uygulanmaktadır. Prostat da üretilen erkeklik hormonu testosterondur. Bir ileri yaş hastalığı olarak da bilinen prostat kanserinde bu hormonun baskılanması hastalar için büyük bir sorun teşkil etmez. Hatta bazı prostat kanseri hastalara sadece bu hormon tedavisi yeterli görülebilir. Bu kadarı ile bile iyileşebilen hastalar gözlenir. Ben prostat kanseri hastalarının civanperçemi bitkisi ve hayıt tohumu kullanmaları gerektiğini söylediğimde şaşırdılar. Oysa bu iki bitki önemli oranda bioestrojen içerdiğinden erkeklerde testosteron hormonunun baskılanmasında doğal ve güvenilir bir yol inşa eder. Bu uygulamada oldukça önemli sonuçlar gözlemlenmiştir. Terazinin bir kefesinin dengesi ile oynamak istiyorsanız, diğer kefesi üzerine de yoğunlaşmanız gerekmektedir. Kadınlarda testosteron düşük estrojen yüksek, erkeklerde ise estrojen düşük testosteron yüksektir. Yani her iki hormonda her iki cinste bulunmaktadır. Hormonal organların en zayıf noktası ise çok kanlanabilen organlar olmayışlarıdır. Bu dezavantaj o bölgelere kan akışının zayıflığı ve kana enjekte edilen ilaçların bu bölgelere zor ulaşabileceği gerçeği olarak karşımıza çıkar. Buna rağmen tedavileri imkansız olarak düşünülmemelidir. Mikro dolaşıma girebilen bazı madde ajanlar ve ilgili protein tipleri ile mümkün olabilir. Ne yapmamız gerektiğini gerçekten biliyor isek, sonucunu da tahmin edebiliyoruz demektir. Kanser tedavisinde komplemanter tedavilerin ve hormon konusunun daha da netleşebileceği görülmektedir.

Psikoterapi: Yapılan araştırmalar insan beyninin neye inanıyor ise, bedenin de o yönde hareket ettiğini doğrulamıştır. Hatta bu alanda terapi modelleri ve uygulamaları da geliştirilmiştir. Beynin inancı hormonları, hormonlar ise salgı bezlerini harekete geçirir. Yeni bir enerji artışı doğar ve bu enerjinin tedaviyi desteklediği bilinir. Eğer insan beyni teşhis sonrası havlu atar ise yani umutsuzluk, kaygı, panik ortamına sürüklenir ise başarılı olabilecek tedavileri dahi başarısız kılar. Bu sebeple kanser tedavisi sürecinde kişinin doktoru, ailesi ve çevresine bazı görevler düşmektedir.

 

Fitoterapi:Tüm canlılar yaşamları boyunca bir şeyler yedikleri için bu süreci devam ettirebilirler. Bu sayede yaşar,hastalanır,iyileşir ve kendilerini koruyabilirler.Canlılarda yaşam sistemi ve döngüsü buna göre yaratılmıştır. Ne kadar sağlıklı olabileceğimize yediklerimiz içtiklerimiz,ne kadar sağlıksız olacağımıza da yine yemediklerimiz ya da içmediklerimiz karar verir.Buradan anlaşılacağı üzere” FİTO”yani bitki tüm yaşamımız boyunca farkında olmasak bile bir tedavi görevi üstlenmiştir. Son yüzyılda geleneksel verilerde göz önüne alınarak modern kimyanın gelişmesi ve araştırmaların yoğunlaşması üzerine “FİTOTERAPİ” gerçeği daha da anlaşılır olmuştur. Temelde esas konu aslında maddelerin tedavideki önemi ve rolüdür. Sadece bitki ile tedavi düşünülen sonucu vermemektedir. Bitkiler basit kullanımlarla hafif sağlık sorunlarında işe yarıyor ya da destekliyor olabilir. Ancak ciddi sağlık sorunlarında yararlı bitkilerin içersinde bulunan madde ya da maddelerin yoğunlaştırılmış formlarına ihtiyaç duyulur. Bildiğimiz bütün ilaçların gelişiminde de temel esas budur. Bütün dünya bitkileri ve doğada bulunan her şeyi derinlemesine araştırmaktadır. Bugün hali hazırda kullanılan ilaçların bazıları doğrudan bitki kökenlidir. Sentetik olanlar ise bitkilerdeki maddelerin kopyalanmış çoklu ve ucuz maliyetli versiyonudur.

Kısacası fitoterapi diye bir gerçek vardır ve birçok hastalığın çözümünde sonuç almak mümkün olabilir. Akılcı olan tedavide işe yarayabileceği olan yöntem ya da maddelere sırtımızı dönmemek ve ego yapmamaktır.

 

Metabolik  Hastalıklar: Kanserde başta diyabet, nefrotik sendrom ve çölyak hastalığı olmak üzere metobolik hastalıklara yönelik araştırma ve tanı yapılması ve böylece bu hastalıkların yapılacak kanser tedavilerini baltalamaları engellenmelidir. Bu hastalığın kanser hastalığındaki negatif etkilerini kısaca gözden geçirelim; Diyabet hastalığının bilinen bir gerçeği, tedavi’de çok disiplinli davranılması doktor tavsiyelerine ve diyete harfiyen uyulmasıdır. Ancak, bu disiplin her zaman uygulanmamakta, hastalar nefislerine yenilebilmekte, bazen de hastalığın psikolojik durumlardan etkilenmesi nedeni ile kan şekeri kontrolden çıkabilmektedir. Bilindiği gibi şeker kanser hücrelerinin en kolay ulaştıkları ve en sevdikleri besin kaynağı olduğundan, kan şekerinin yüksek olması kanser tedavilerinin etkisini azaltmakta, hatta bazen yok etmektedir.

                Çölyak hastalığında ise, bilerek veya çoğunlukla bilmeyerek yenilen glutenli gıda maddelerini tükettiğinde bağışıklık sistemleri bunu ince bağırsaklara zarar vererek yanıtlar. Bu suretle bağırsağın iç yüzünü döşeyen milimetrik, villus denilen çıkıntıların tahrip olması ve dolayısı ile emilimin önemli ölçüde bozulması söz konusu olacaktır. Oto-immün bir hastalık olan çölyak hastalığı kansızlık, boy kısalığı, kemik zafiyeti, kilo alamama ve karaciğer hastalıklarına neden olur. Bu hastalıklar ise kanserin tedavisinde önümüzde engel teşkil ederler. Çölyak erken tanılanıp tedavi edilirse bu zararlı etkileri ortadan kalkar.

Detoks: Detoksifikasyon yaşam döngümüz olan her şeyin tamamlayıcısıdır. Canlılar nefes aldığında aynı nefesi vermek, gıda tükettiğinde, su içtiğinde belli bir süre sonra onları da vücuttan uzaklaştırmak zorundadır. İnsan bedenine alınan her maddenin belirli bir zaman diliminde vücudu terk etmemesi düşünülemez. Bağırsaklarımız, idrar yollarımız ve ter bezlerimiz bu görevi üstlenmiştir. Bütün bu hatların kusursuz çalışması gerekmektedir. Bunların dışında bedenimizde bulunan bağırsak, karaciğer ve safra kesesi organlarımızın ayrıca beden içi detoks uygulamaları vardır. İnsan bedeninde ve dolaşım sistemimizde gerek ilaç kullanımı, gerekse farklı sebepler ile birçok zararlı madde ve kimyasal girebiliyor ya da oluşabiliyor. İnsan bedeninde bulunan zararlı kimyasalları toplayıp bertaraf eden organımız karaciğer ve böbreklerdir. Özellikle kanser tedavisi gören bir hastanın karaciğer ve safra kesesi detoksu çok iyi düşünülmelidir. Zira diğer bütün organlarımızı ayakta tutan temel organlarımızdan biri karaciğerimizdir. Ve tedavilerdeki rolü göz ardı edilemez. İnsan bedeni mekanik olarak ele alındığında 24 saat içersinde birçok detoks gerçekleştirir. Bazı insanlarda bu süre uzayabilir. Kanser tedavisi sürecinde ise oldukça uzar ve hastalarda toksikolojik birikim ve enfeksiyon gibi çok ciddi başka sağlık sorunları da oluşabilir. Örneğin alınan kemoterapötik ilaçlarda beden tarafından bir süre sonra atılmak zorundadır.

Bu döngü  olması gereken süre de, yani 24 saat içersinde yeterince gerçekleşemez ise devam eden ve uygulanan ilaçlar üst üste bir birikim oluşturacaktır. Böyle bir durumda doğru ilaç kullanımı yapılmış olsa dahi detoks eksikliği sebebiyle yanlış sonuçlara doğru gidilebilir.

Bir ülke var ki nüfusu oranına göre kanser görülme oranı diğer ülkelerden farklı değil.Ancak kanserden ölüm oranlarına bakıldığında diğer ülkelere göre neredeyse yok denecek kadar az. Peki bunu nasıl mı başarıyorlar diye düşünecek olursak, gerçek şu ki onlar diğer ülkelerin izledikleri yolu izlemiyorlar. Kendilerince geliştirmiş oldukları kompleks tedavi protokolünü uyguluyorlar. Yine biliyorum ki bu ülke dünya genelinde fitoterapi üzerine çok ciddi araştırmalar yaptı. Hangi bitkileri ve bitkilerdeki hangi maddeleri araştırdıkları da biliniyor. Maalesef tüm doğruları söylediğimizde dokuz köyden kovulacağımızı da biliyoruz. İş yine hasta ve hasta yakınlarına düşüyor. Hastalarını, hastalığı ve tedavi seçeneklerini çok iyi araştırmaları gerekiyor. Ancak şu da bir gerçek ki ülkemiz insanlarının bir  çoğu bu yönde bilgisiz ve cesaretsiz. Teslimiyetçi bir yaklaşımla meselelerin çözülebileceği anlayışımız halen devam ediyor. Ve maalesef hala komşumuzun tavsiye ettiği ilaçları kullanma alışkanlıklarından çıkamadık. Ülkemizde doğruları anlatmaya çalışan, ne yazık ki onu da tam anlatamayan ya da anlatması engellenen birkaç iyi adam var.

Bu büyük kirliliğin içersinde birkaç kişinin sesi ne kadar duyulur o da başka bir sıkıntı. Yine de vicdanen doğruları anlatmaktan asla vazgeçmeyecek olan ve gerçekte bilim insanı sıfatının  kendilerine yakıştığı bu küçük gruba sevgi ve saygı duyuyorum.Kaleme aldığım bu yazımda içimden geldiği gibi özgün bir şekilde yazmaya çalıştım.

İmmu-nat Genel Müdürü

              Herbalist

         ADNAN AKAR

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

Akciğer Kanseri Başlıca Belirtileri
Akciğer Kanseri Başlıca Belirtileri

Akciğerde oluşacak rahatsızlıklarda kişi ağrı hissetmez. Ancak hasta da ağrı tümör büyüyüp akciğer zarının dışına çıkması durumunda

DÜNYA GENELİ İSTATİSTİK
DÜNYA GENELİ İSTATİSTİK

  Uluslararası Kanser Ajansı 2012 yılı için yeni kanser tahminlerini yayınladı. Dünya üzerinde kanser kayıtçılığın yapan toplam 184

Akciğer Kanseri Belirtileri ve Tedavi Yolları
Akciğer Kanseri Belirtileri ve Tedavi Yolları

Akciğer Kanseri Belirtileri ve Tedavi Yolları – Akciğer Kanseri Nasıl Anlaşılır, Tedavisi Nasıl Olur? Çağımızın en çok sağlığı

SON YAZILAR

KÖŞE YAZARLARI